Zeynep | M.Nedim OYVAR

Huzur Sitesi


PopUp MP3 Player (New Window)

Sıkça Sorulan Sorular

onay Yaşlılık

Son yıllarda tıbbın gelişmesi, bireyin kendine ve yaşamına daha fazla değer vermesiyle ortalama insan ömrü uzamış, dünyada nüfus artmıştır. 2010 yılında dünya nüfusunun %7.3'ünün 65 yaşın üstünde olacağı öngörülmektedir. Yapılan araştırmalara göre Avrupa'nın en genç nüfusuna sahip olmakla övünen Türkiye, hızla yaşlanıyor. Ülkemizde 2010 yılı itibariyle %8.6 olan yaşlı nüfus oranının 2030'lu yıllarda %15 olacağı tahmin edilmektedir.

Yaşlılık, yaşam sürecinin, çocukluk, gençlik ve erişkinlik gibi doğal ve zorunlu bir çağıdır. Birçok kaynak yaşlılığı 65 yaş ve üzeri olarak kabul etmektedir .

Yaşlılıkla ilgili 1963 yılında Dünya Sağlık Örgütü ( DSÖ) seminerinde yapılan tanıma göre yaşlılık dönemleri üçe ayrılmıştır .

1 -Orta yaşlı kişiler ( 45- 69 yaş)
2- Yaşlılar (70- 74 yaş)
3- İleri yaşlılar (75 yaş ve üzeri ) 

Yaşlanma , biyolojik , psiko –sosyal , ekonomik boyutlar içinde etkileşen karmaşık olayların toplamı olarak tanımlanabilir . Normal yaşlanma , zamanın geçişine bağlı olarak ,hastalık söz konusu olmaksızın ortaya çıkan anatomik yapı ve fizyolojik işlev değişiklikleridir .Biyolojik yaşlanma ise tüm yaşam boyu süren bir olgudur . Yaşlanma sürecinin ulaştığı evrede etkili olan birçok parametreden biri olan kronolojik yaş ise geçen zamana göre bir yıllık birimler esas alınarak yapılan yaşlılık tanımıdır.

onay Alzeimer

Alzheimer hastalığı en yaygın olarak görülen demans (bunama) çeşididir ve 1906 yılında Nöropatolog Dr. Alois Alzheimer tarafından tamınlanmıştır.
Alzheimer Hastalığına bağlı gelişen demansta en önde etkilenen beyin işlevi bellektir. Alzheimer hastasında hafıza kaybı, kişilik ve davranış değişiklikleri, düşünme ve yorumlamada bozulma, konuşurken doğru kelimeleri bulmada güçlük, bazı işleri doğru sırayla yapmada zorlanma gibi bulgular görülür. Bu bulgular zamanla daha da kötüleşir ama kötüleşmenin hızı hastadan hastaya farklılık gösterir. Ancak hastalık ilerledikçe günlük yaşam aktivitelerinde , yemek yemekte , idrar ve dışkı tutabilmekte, tek başına yürüyebilmekte bile zorlanırlar, maalesef hastalığın sonuna doğru tamamen bir bebek gibi bakıma muhtaç hale gelirler.

 onay Demans

Demans, beyin hücrelerinin harabiyetine ve kaybına yol açan bir hastalığın sık rastlanan belirtileri olarak tanımlanabilir.
Kişide ilerleyen yaş ile , beyindeki bir takım değişmeler sonrası oluşan bellekte bozulma (yakın döneme ait hafızada güçlükler) yanısıra, konuşma, söylenen şeyleri ya da daha önce bilinen şeyleri yapamama, çevresindeki eşya ve varlıkları tanıyamama; hesaplama, plan yapma, yürütme, sorunları çözme, davranışları yeri geldiğinde sonlandırabilme, uygun yargıda bulunma gibi daha çok beynin frontal bölgesine ait becerilerde kayıplar ile kendini gösteren ilerleyici bir rahatsızlıktır. 
Demans, 65 yaş üzerindeki grubun % 5’inde, 85 yaş üzerinde ise % 30-50 oranında görülmektedir. Bu duruma, yaklaşık olarak % 60 kadarı Alzheimer dediğimiz rahatsızlık ,%10-20'si beyin damar hastalıkları ve tıkanmaları, tekrarlayan felçler, % 10'u alkole bağlı, geri kalanı ise travma,ilaç zehirlenmeleri, kafa içindeki tümörler, abse ve diğer vücut hastalıkları (bazı vitamin eksiklikleri, tiroid, paratiroid ,böbrek üstü bezleri, karaciğer, böbrek, hipofiz hastalıkları gibi) neden olmaktadır

 onay Geriatri

 Geriatri 65 yaş ve üstü bireylerde, yaşlanma ile sıklığı artan hastalıkların izlendiği dahili tıp bölümü olarak biliniyor. Geriatri bilimi, 20. yüzyılın getirdiği artan yaşlı nüfusun tek bir bilim dalının çözmekte zorlandığı sağlık ihtiyaçları doğrultusunda gelişip şekillenen bir bilim dalıdır. Nöroloji, psikiyatri, rehabilitasyon, sosyal hizmetler gibi birçok ünite ile disiplinli işbirliği içerisinde hizmet veren geriatri, yaşlı hasta bakımı, bu olgularda yaşa bağlı olarak ortaya çıkan değişiklikler, hastalıkların farklı prezantasyon ve seyri, tedavilerindeki farklılıklar nedeniyle önem kazanıyor.

 onay Perkinson

 Uygulanabilinen bir tedavi yöntemi olmayan Parkinson hastalığı, yıllarca fark edilmeden sinsi bir şekilde ilerleyebiliyor ve eldeki küçük bir titreme ile başlayabiliyor. Beynin alt kısımlarındaki gri cevher çekirdeklerinin bozukluğuna bağlı bir sinir sistemi hastalığıdır. Genellikle orta yaş hastalığıdır. Adını hastalığı ilk defa 1917'de titremeli felç olarak tarifleyen James Parkinson'dan almıştır. Binde bir sıklıkla görülen, müzmin, ilerleyici, tedavisiz iyileşmeyen bir hastalıktır.

 onay Felç

Temel bozukluk, koordineli hareketleri düzenleyen beyin bölümlerindendir. Bu bozukluğu yapan sebep tam bilinmiyorsa idyopotik Parkinson hastalığı, sebebin belli olduğu durumlarda ise Parkinsonien sendromlar adı verilir.

 Bunlar:

Geçirilmiş beyin enfeksiyonları, 
Bazı ilaçlar, 
Arteioskleroz, 
Ailevi sebepler, 
Travma, 
Zehirlenmeler, 
Tümörler, 
Kandaki kırmızı hücrelerin aşırı yükselmesi gibi durumlardır.

 onay Osteoproz

Osteoproz (Kemik Erimesi)Osteoporoz yani kemik erimesi kemik doku yogunluğunun azalması nedeniyle dayanıklığının azalması, yani kalitesinin düşmesidir. Kemik erimesinin şiddeti arttıkça kemik kırılganlığı da artmaktadır. Osteoporoz ciddi ve sinsi bir hastalıktır. Bu yüzden kemik erimesi, zamanında yakalanıp önlenmezse sakatlıklara ve ölüme neden olur. Dünyada kalp-damar hastalıkları ve kanserden sonra bilinen 3. ölüm nedeninin osteoporoz olduğu bildirilmiştir.

Kemik Erimesi için önemli risk faktörleri :

- Kadın olmak,
50 yaşın üstünde olmak (Yaş arttıkça yoğunluğunu kaybeden kemikler zayıflar)
- Menopoza girmiş olmak (Menopoza girmiş kadınların ortalama üçte birinde osteoporoz gelişmektedir ki, bunun sorumlusu östrojen düzeyindeki azalmadır)
- Erkeklerde erkek cinsiyet hormonu olan testosterondaki azalma ile kemik kütlesi de azalabilmektedir (Erkeklerde gonad fonksiyonunun; işlevinin herhangi bir nedenle azalması osteoporoza bağlı kırıklara yol açabilmektedir).
Düşük kalsiyum içeren yiyeceklerle beslenme ve vitamin D eksikliği
Fiziksel aktivitenin, hareketliliğin ve egzersizin az olması, (egzersizin kemik kütlesini arttırdığı, kemiği kuvvetlendirdiği kanıtlanmıştır).
- Ailede osteoporozlu kimselerin bulunması (kırıklara yatkınlığın bir kısmı kalıtsaldır; annelerinde omurga kırığı öyküsü olan genç kadınlarda da kemik kütlesinde azalmaya rastlanmaktadır)
- Kısa boylu, ince yapılı kişiler iri yapılı, kilolu kişilere göre daha fazla osteoporoz riski taşımaktadırlar.
- Beyaz tenli, açık renk gözlü olmak.
- Sigara içmek
- Alkollü, kolalı ve kafeinli içecekleri çok fazla tüketmek.
- Bazı ilaçları uzun süreden beri veya yüksek dozlarda kullanıyor olmak (örneğin; kortikosteroidler, lityum, alüminyum, antikonvülzanlar, antiasitler, antikoagülanlar, siklosporin, tiroid ilaçları ve bazı kanser ilaçları gibi).
Bazı hastalıkların olması. Örneğin; şeker hastalığı, tiroid veya paratiroid bezinin fazla çalışması, mide-barsak operasyonu geçirmiş olmak, uzun süren hareketsizlik, felçler, bazı romatizmal hastalıklar ve diğer bazı endokrin (hormonal) hastalıklar osteoporoza neden olabilmektedirler.

Bütün bu nedenlerden dolayı osteoporoz hastalığının sebebinin araştırılmasında tanısında takibinde sadece muayene yeterli değildir; film, kemik yoğunluğu ölçümleri, kan ve idrar incelemeleri de gerekmektedir.

Belirtileri:

Bel ve sırt ağrısı 
Boyda kısalma, omurgada kırık 
Sırtta kaburlaşma, omuzlarda yuvarlaklaşma 
El bileğinde kırık 
Kaburga kırıkları 
Kalça kemiğinde kırık 
Hastalığın önüne geçmek için bol sebze ve süt ürünleri tüketilmesi gereklidir.Peynir, lor, yoğurt, süt ve bol sebze sofradan eksik edilmemelidir. Günde 15-20 dakika mutlak surette güneşte kalınmalı ve egzersiz yapılmalıdır. Egzersiz günde en azından yarım saat tempolu yürüyüş şeklinde olabilir. Osteoporozda tanı kemik mineral yoğunluğu ölçümü ile konur. Osteoporozun tipini belirlemek için bununla birlikte kan biyokimya değerleri araştırılmalıdır.

Erken tanı konması son derece önemlidir .

Tedavide;

1.Yaşam tarzında değişiklikler yaparak düşmeyi azaltacak önlemler almak, 
2.Doktorunuzca önerilen egzersiz programlarını uygulamaya çalışmak, 
3.Beslenme şeklinizi önerilen şekilde düzenlemek, 
4.İlaçlarınızı düzenli kullanmak ve yine düzenli doktor kontrolüne gitmek, 
5.Osteoporozun önlenebilen ve tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu bilmek gerekmektedir.

 onay Diyabet

Diyabet , vücudun kan şekerini uygun şekilde kullanamaması ve depolayamamasıdır. Kan şekeri, glukoz vücut için gerekli olan enerjiyi sağlar. İhtiyaçtan fazla şeker, gerektiğinde kullanılmak üzere karaciğer ve yağ hücrelerinde depolanır. Şekerin vücutta enerji olarak kullanılması ve depolanması için insüline gereksinim vardır. İnsülin şekerin kanda yükselmesini önleyen bir hormondur, midenin arkasında pankreas adlı organın beta hücrelerinde yapılır ve kana salgılanır. Yemekten sonra kan şekeri yükselince pankreastaki insülin yapan hücreler uyarılır ve kana insülin verilir. İnsülin kan şekerinin hücre içine girmesini sağlar. Böylece kan şekeri normal düzeyde tutulur, yükselmez. Hücrelere giren şeker burada yakılır ve enerji olarak kullanılır. İnsülin eksikliğinde veya etkisizliğinde şeker hastalığı "diyabet" ortaya çıkar. Kanda şeker miktarı artar ve böbreklerden idrarla dışarı atılır. 

Diyabetin iki tipi vardır:

1) Tip I diyabet (insüline bağımlı diyabet) Bu hastalarda pankreastan insülin yapımı ya çok azalmış veya durmuştur. Bu durumda kanda insülin yoktur. Kan şekeri düzeyini dengelemek için dışarıdan insülin vermek zorunludur. Genellikle çocuklarda ve genç erişkinlerde, yaşamın erken dönemlerinde ortaya çıkar.
2) Tip II diyabet (insüline bağımlı olmayan diyabet) Bu hastalarda pankreasta ileri yaşlara kadar normale yakın düzeyde insülin yapımı vardır. Hatta bazen normalden fazla bile insülin yapımı söz konusu olabilir. Ancak insülin yeterli etkiyi sağlayamamaktadır. Şişmanlık ve yanlış beslenme insülinin istenen etkiyi göstermesini engeller, kan şekeri yükselir. Hastaların çoğunluğu 40 yaşın üzerinde ve şişmandır, ailelerinde diyabetli akrabaları vardır.
Kişi diyabet olduğunu nasıl anlar?
Diyabetli kişilerde sıklıkla aşağıdaki belirtiler görülür;

Aşırı susama ve su içme Sık sık idrara çıkma Kilo kaybı Aşırı iştah ve çok yeme Bulanık görme Cilt enfeksiyonlarıİyileşmeyen yaralar Halsizlik

Tip I diyabetin belirtileri daha erken yaşlarda ortaya çıkar. Tip II diyabetli hastaların bir kısmında teşhis edildikleri anda yukarıdaki şikayetler söz konusu olmayabilir. 

Kimlerde diyabet gelişebilir?

Diyabet herkeste söz konusu olabilir. Yakın akrabalarında diyabet olanlar risk altındadırlar. Yaş artışıyla beraber diyabet gelişme riski artar. 40 yaşın üzerinde ve şişman kişiler diyabete yatkındırlar. Gebelikte diyabet gelişen kadınlarda ileriki yıllarda Tip II diyabete yakalanma sıklığı çok fazladır. Eğer bir kişide Tip II diyabet varsa ailenin diğer üyeleri de risk altındadır. 

Tip II diyabet için risk faktörleri 
Aşırı kilo Hareketsiz yaşam tarzı Ailede diyabet hikayesi 

Vücut Kitle İndeksi (BMI) 30 ve üzerinde olanların diyabete yakalanma riski normal kişilere göre 5 kat fazladır.

Diyabet tanısı
12-13 saatlik açlık kan şekerine bakılması uygundur. 
• Açlık kan şekeri 126 mg/dl'den yüksek ise,
• Diyabet belirtileri bulunuyor ve rastgele ölçülen kan şekeri düzeyi 200mg/dl'den yüksek ise,
• Şeker yükleme testi sırasında kan şekeri düzeyi 200mg/dl veya üzerinde ise,

Yukarıdaki kriterlerden birisi söz konusu ise o kişi diyabetli olabilir ve doktora başvurmalıdır. Şeker Yükleme Testi olarak bilinen Oral Glukoz Tolerans Testi (OGTT), diyabet tanısında çok önem taşır. Doktor önerisi ile yapılmalıdır.
Diyabet nasıl tedavi edilir?
Diyabet tedavisinde öncelikle diyabetlinin eğitimi önemlidir. Diyabetli kişiye takip ve tedaviye ilişkin gerekli bilgiler verilmelidir. Edinilen bilgilerin günlük yaşama uygulanması ve sürekliliği önemlidir. Diyabetin tedavisinde insülin enjeksiyonları, diyabet ilaçları ve beslenmenin düzenlenmesi kadar günlük egzersiz de önemli bir tedavi yoludur. Düzenli ve bilinçli yapılan egzersiz vücudun insülini daha etkili kullanmasına yardımcı olarak, kan şekeri düzeyini düşürür.

Diyabet tanısı konulmuş kişiler en az altı ayda bir defa diyabet uzmanı bir endokrinolog tarafından kontrol edilmelidir. Yılda bir defa göz hastalıkları uzmanına kontrollerini yaptırmalı, diyabet konusunda uzman bir diyetisyen ve egzersiz fizyolojistinin programlarını dikkatli bir şekilde uygulamalıdır.

Diyabetli kişiler aynı zamanda günlük kan şekeri düzeylerindeki değişiklikleri izleyebilmek için evde kan şekeri ölçüm cihazlarını kullanmasını öğrenmelidirler. Bu uygulama dengeli beslenme, egzersiz ve ilaç uygulamalarının ne ölçüde istenen sonucun elde edildiğini göstermesi açısından önem taşımaktadır. 

Tip II diyabeti olanlarda kilo fazlalığı varsa diyet, spor ve zayıflama ile diyabet kontrol altına alınabilir. 
Diyabet başka hangi problemlere yol açar?
Diyabet hastalarının beslenme, egzersiz ve ilaç tedavisi konusunda gerekli özeni göstermemeleri halinde uzun vadede karşılaşacakları diğer tıbbi sorunları şu şekilde sıralayabiliriz ;

• Kalp krizi
• İnme
• Körlük
• Böbrek yetmezliği
• Damar bozuklukları

"Kan şekeri düzeyleri normal sınırlara yakın şekilde kontrol altında tutulduğunda bu komplikasyonların %50 veya daha fazla oranda azalması söz konusudur."

Tip II diyabetiklerde kan şekeri ve insülin düzeylerinin yüksekliğine ek olarak trigliserid gibi bazı kan yağlarında da artış görülmektedir. 

Bu durumda insülin ve kan yağlarının yüksek seviyelerde olması ileri dönemde komplikasyonların ortaya çıkmasında etkilidir.

Diyabetli hastaların sağlıklı kişilere göre grip ve zatürreye bağlı komplikasyonlardan ölüm oranı 3 kat fazladır. Bu nedenle grip aşısı diyabetli hastalar için koruyucudur.